karanlığın 1001 yüzü

6/11/2009 - EJDERHA GÜNCELERİ...



YENİDENDOĞUŞ-2.BÖLÜM:

     

    İçersi karanlık, soğuk ve nemliydi. Önünü göremiyordu. İnsan gözleri bu karanlıkta işe yaramaz dedi Gölge. Ben sana yol gösteriririm.Tamam dedi ruh kardeşine.Gözlerini kapattı, tekrar açtı. Kızıl ötesi tayfta önünü seçebiliyordu artık. Büyük, geniş bir mahzendi burası. Duvarlarda koca koca şarap fıçıları vardı.Ama hepsi boştu, üstleride toz ve örümcek ağı kaplıydı.Yıllardır kullanılmıyor gibiydi.Ama yerler..toz yoktu.Belli belirsiz ayak izleri seçiliyordu yerde.İzleri takip ederek  birkaç metre ilerlediki karşısına başka bir kapı daha çıktı.Tam kapıyı açacakken durdu, burnuna bir koku gelmişti.Yanık çıra kokusu…ve tuhaf..kadın kokusu , daha doğrusu kadın kokuları..   Kapıyı açtı, şimdi karşısına sonsuza kadar uzanıyormuş hissi veren bir merdiven çıkmıştı. Ağır adımlarla aşağı inmeye başladı. Taş basamaklarda çınlıyordu ağır botları. Sessiz olmak gibi bir derdi yoktu, nasılsa geleceği biliniyordu.

 

 

     Yaklaşık bir on-onbeş dakika sürdü aşağı inmesi. Karşısına bir tünel çıkmıştı. Belli belirsiz bir ışık seçiliyordu tünelin dipsiz gibi görünen ucundan. Işığa doğru yürümeye başladı. Gölge, iki kişiler dedi, iki muhafız, hançerleri var. Sersem şeyler bıçakları aşırı yağlamışlar ve zehir sürmüşler. Kokusu kilometrelerce öteden duyulur. Herkesde sendeki burun yok dedi ona içinden. Hıh genede aptal bunlar diye ısrar etti. Ağır adımlarla tünel boyunca ilerlemeye devam etti. Sağ omzundaki sırt çantasını yavaşça omzundan indirip eline aldı. Çantanın fermuarını açtı, elini içine soktu. Eski, deden kalma palanın kabzasını kavradı sıkıca. Pür dikkat kesildi, her an tepesine binebilirlerdi.

 

Tek kelime etmeden ona saldırdılar.

 

     Köşeyi dönmüştü ki aniden belli belirsiz bir parıltı gözüne çarptı ve hızla kendini geriye attı. Parlak bir metal havayı yardı. Fakat saldırgan çok büyük bir hata yapmış, çok hızlı ve dengesizce saldırmıştı. Hamlesi boşa gidince dengesi bozuldu ve öne doğru tökezledi. Ve bu onun sonu oldu. Kıvrık Tatar palası yılan tıslamasını andıran bir sesle saldırganın boynuna indi. Kafası kopan saldırgan cansız yere yığıldı. Diğer saldırgan durdu, hemen saldırmadı. Elindeki cenbiyenin o pala karsısında yetersiz kalacağını anlamış olmalıydı. Kısa bir kararsızlık anından sonra elini belinin arkasına attı, ikinci bir cenbiye daha çıkarttı. Bıçaklardan birini ters diğerini düz tutuyordu. Zembereğinden boşanan bir yay gibi üstüne saldırdı. Sol elinde düz tuttuğu bıcakla göğsüne aldatıcı bir hamle yaptı, ardından sağ elinde ters tuttuğu bıçağı boğazına doğru salladı. Acemi biri bu ani ikili kombine saldırıdan kurtulamazdı, ama o acemi değildi. Göğsüne doğru gelen hamleyi sağ aşağıdan sol yukarıya doğru bir yay çizerek savuşturdu. Çelik, çelikle çarpıştı, cenbiye palanın darbesinin etkisiyle kırıldı. Seri bir bilek hareketiyle palayı çevirdi ve boğazına doğru gelen hamleyi, saldırganın kolunu dirsekten keserek önledi. Saldırgan, daha kopan kolunun acısının şokunu yaşayamadan ikinci hamle boğazını kesti. Nasıl öldüğünü bile anlayamadan cansız yere yığıldı.

 

 

  Bir süre yerde cansız yatan iki saldırganı seyretti. Ne kadar boş ve anlamsızdı. Aptalca fanatizmleri sonlarını getirdi dedi Gölge. Sen kendini korudun, unutma bu onların kuralı. Biliyorum, sadece..neyse boşver dedi , bir bilek hareketiyle palanın üstündeki kanı silkti, palayı tekrar çantanın içindeki kınına yerleştirdi..

 

   Saldırganlarınların canları pahasına korudukları kapı yavaşça açıldı. Elinde meşale ile bir başkası belirdi. Aynı ölen muhafızlar gibi giyinmişti. Önce yerde yatan muhafızların cesetlerine baktı, sonra onu süzdü. Hafifçe eğilerek onu selamladı ve eliyle içeri gelmesini işaret etti. Rehberi önde o arkada yaklaşık bir yarım saat kadar o labirenti andıran yer altı koridoru boyunca ilerlediler. Ve yüzlerce meşale ile aydınlatılmış geniş bir mağaraya geldiler. Mithras Kızkardeşliği’nin kalbindeydiler.

 

 

    Mağaranın ortasında yanan ateş binlerce yıldan beri hiç sönmemişti. Bu kültü yaratanlar çoktan ortadan kalksalar bile kadim gelenekleri hala yaşıyordu. Ateşin tam karşısında taştan oyulmuş bir tahtın üstünde tepeden tırnağa kırmızılara bürünmüş yüzü peçeli bir kadın oturuyordu. Kızkardeşliğin Büyük Ana’sı. Sağında ve solunda soluk gri cübbeler giymiş bir düzine kadın vardı. Yüzleri cübbelerinin altında gizlenmişti. Başkalarıda vardı. Ana’nın tahtının nisbeten daha gerisinde kalan, taş sıralara oturmuş bir düzine kadar siyah cübbeli erkek. Ve Büyük Ana’nın şahsi muhafızları. Öldürdüğü saldırganlarınkine benzer siyah gömlek ve şalvar giymiş birkaç iri yarı adam.  Saldırganlardan tek farkları, onların cenbiye değil AK47 taşımalarıydı. Hücum tüfeklerinin namluları ona dönüktü şu anda.

 

   Rehberi saygıyla kırmızılı kadını selamladı ve eğilerek mağaranın dip taraflarına doğru çekildi.

 

  Şov başlıyor dedi Gölge kıkırdayarak. Cevap vermedi ona. Ağır adımlarla ateşe doğru ilerledi. Önce ateşi selamladı. Sonra üzerine çevrili namlulara aldırmadan bir kraliçe edasıyla tahtında oturan Büyük Ana’ya doğru ilerledi.

 

“-Assala’aammm Ya Sayadınaa” dedi ve hafifçe başını eğerek onları selamladı.

 

   Büyük Ana yavaşça tahtından kalktı. Ateşin parlak ışığı üstündeki kırmızı ipek cübbeyi sanki ateştenmiş gibi gösteriyordu. Yüzü bir peçeyle kapalıydı. Sadece gözleri görünüyordu. Bir çift, iri, sürmeli, bal rengi göz. İçinde mutlak iyilik ve mutlak kötülüğü barındıran zamandan azade bakışlar. Onu tepeden tırnağa süzdü. Kalkanında sert dokunuşlar. Saldırı değil, merak amaçlı bir araştırma.

 

“-Hoş geldin İnsan-Ejder. Uzun zaman oldu. Yoksa sana artık isminle mi hitap etmeliyiz?”

“-İsimler geçip gider Ana. Ejder yeterli.”Hafifçe gülümsedi. “Yıllar sana, bana davrandığından cömert davranmış.”

 

  Ana sessizce bu iltifatı kabul etti. “Seni buraya ne getirdi Ejder?”

 

“-Bacımın yetişkinlik andı için buradayım.”

 

  Sözleri bir anda mağarada bir uğultunun yükselmesine neden oldu. Ana elini kaldırarak herkesi susturdu. “Burada bugün, pek çok kızkardeşimiz yetişkinliğe erişecek.”

 

“-Kimi kastettiğimi biliyorsun Ana” dedi Ejder soğuk bir ses tonu ile.

 

“-Bu yabancının burada olmaya hakkı yok!”

 

 

    Ana öfkeyle arkasını döndü. Bağıran adama bakarak “Cafer! O benim konuğum! Sen kimsin ki benim sözümü kesiyorsun?”

 

   Tahtın sağ tarafında oturan bir düzine kadar erkekten biri ayağa kalktı. “Ben kimmiyim? Benim haklarımı mı sorguluyorsun Ana!”

 

    Cafer, kızkardeşlerin eğitmeni dedi Gölge. Sen bacınla ilgilenerek, ona yeni yöntemler gösterek binlerce yıllık ananeyi yıktın.Ve bu iki ayaklı öküze hakaret etmiş oldun.Sana meydan okumaya kalkacak.O zaman onu öldürürüm dedi düz bir sesle ruh kardeşine.İşte budur dedi Gölge.Unutma, sende şu anda burada, bizleri temsil ediyorsun..

 

 “-Küstahlık ediyorsun Cafer!”dedi Ana soğuk bir sesle. Delici bakışlarını ona dikmişti.Cafer adlı adam Ana’nın bakışları altında adeta ezildi ve susarak yerine oturdu.Ana tekrar Ejder’e döndü.

“-Cafer’in kabalığı için özür dilerim” dedi yumuşak bir sesle. “Bir an için konuğum olduğunu unuttum.”Elini şıklattı. “Konuğumuza bir koltuk ve şarap getirin. Yanlış hatırlamıyorsam Süryani şarabını seviyordun?

“-Benim mütevazi zevklerimi hatırlaman beni onurlandırdı Ana” dedi Ejder yumuşak bir sesle.

 

     Ana ona eliyle kendisini takip etmesini işaret etti. Büyük Ana’nın tahtının bu kadar yakınına sokulabilmesi bu esrarengiz yabancının oldukça prestijli bir konuk olduğunun göstergesiydi. Gri cübbeli kadınlardan biri ona oturması için bir tabure getirdi.Saygı gereği önce Ana’nın oturmasını bekledi, o oturunca oda oturdu.Şarabını getirdiler.Gümüş, üstü işlemeli bir tas içinde..Önce küçük bir yudum aldı şaraptan.Nefisti, tıpkı mırha gibi buda ender tattığı lezzetlerdendi.

“-Olağanüstü Ana. Uzun yıllardır bu kadar güzel bir tad almamıştım. Teşekkürler.” Yağcı piç dedi Gölge kıkırdayarak. Ama şarap güzel diye yanıtladı onu. Bana politik olmam gerektiğini hep sen söylemezmisin? Evet söylerim dedi Gölge. Ama bu senin yağ çeken bir piç olduğun gerçeğini değiştirmez çırağım.

     

  Ana hafifçe gülümsedi. “Evet Ejder. Bacından söz ediyorduk doğru mu?”

“-Evet Ana. Bugün yetişkinlik törenine katılacak.”

“-Onu tanıyormuyum?”

  Hafifçe gülümsedi Ejder. “Evet Ana. Tanıyorsun. Burada dünyevi isimlerin anlamsız olduğunu bildiğimden adını söylemeyeceğim. Sadece ona “Kınjee” diyorlarmış.”

 

    Bu isim bir anda salonda buz gibi bir havanın esmesine yol açtı. Gölge işte şimdi başlıyoruz dedi. Hazırlan çırağım. Neye diye sordu ona. Herşeye, burada ölmeye, Ana dahil buradaki herkezi katletmeye. İş umarım o boyuta ermez, ama bu insanlar bağnazdırlar çırağım. Ve sen varlığınla, onların işlerine müdahale ederek binlerce yıllık bir geleneğin içine ettin unutma.

   

 

   Ana hafifçe kaşlarını çattı. “Seni anlamıyorum Ejder. Bu kız senin kanından, senin soyundan değil. Neden onunla bu kadar ilgileniyorsun?”

“-Onunla aramda bir bağ var Ana.”

“-O senin kadının değil, ona aşık da değilsin?”

“-Onunla aramızda bir sevgi bağı var. Ama bu aşk bağı değil Ana. O kız benim kanımdan ya da soyumdan olmayabilir. Ama o beni yakını olarak seçti, ağabeyi hatta belki de babası olarak belledi. O da benim için bir bacı, hatta belkide hiç sahip olmadığım bir kız evlat oldu. Bu yüzden buradayım Ana.”

“-İlginç.Senin gibi biri için böyle duygular bir zaaf değil mi?”

 Hafifçe güldü Ejder. “Bana uzun zaman önce tanıdığım bir dişi şamanı hatırlattı sözlerin. O da zaaf konusunda bu kadar takıntılıydı. Neden zaaflarınızdan bu kadar korkuyorsunuz anlaması güç. Asıl zaaflarınız yoksa korkun.”

“-Anlamıyorum seni?”

“-Her insan evladının, hatta ALLAH haricinde varolmuş ve varolacak her varlığın bir zaafı vardır. Zaafım yok diyen kişi kendini bilmiyor demektir. Kendini tanımıyorsa o sadece  aptaldır. Ve aptalları ölüm çok çabuk ziyaret eder Ana, bunu sende bilirsin.”

“-İlginç bir bakış açısı Ejder.Ama çok da mantıksız değil. Demek bu kız senin için bu kadar önemli?”

“-Onu buldum-aslında o beni buldu.Kader yada raslantı, adını sen koy.Onu eğittim, ona bir yön verdim, denge kurmasını sağladım.Onu eğitirken bende ondan çok şey öğrendim Ana.”

“-Onun gibi bir çırak, senin gibi bir Ejder Beyi’ne ne öğretebilir?”

 

  Şimdi neden kaybetmeye mahkum olduklarını anladın mı çırağım? O kadar dar kafalı, statik ve kalıplaşmışlarki? Ve o kadar da küstah? İşte bu yüzden bacından nefret ediyorlar dedi Gölge.

 

“-Açık bir zihin, herkesten bir şeyler öğrenir Ana. Onun gibi kafası karışmış, yolunu yitirmiş eski bir kızkardeşten bile.”Şarabından bir yudum daha aldı. “Buraya sadece izlemek için geldim Ana.Rituelinize karışmak için değil.Ne sıfatla mı buradayım şu an? Ustası olarak değil-ki hiçbir zaman öyle bir iddiam olmadı- ama bir ağabey, bir dost ve bir müttefik olarak buradayım.” Son sözünü kelimelerin üstüne basarak söylemişti. Bu üstü kapalı tehditi Ana da dahil herkes anlamıştı. Kurallara uyulduğu müddetçe Ejder müdahale etmeyecekti. Ama bir kalleşlik sezerse…Boş bir tehdit değildi bu.. Ejder’in gücünü biliyordu. Kimleri temsil ettiğinide. Eğer isterlerse hepsini, son fertlerine kadar katlederlerdi. Ana içinden acı acı gülümsedi, Kınjee kendine gerçekten de çok sağlam bir müttefik bulmuştu. Ejder o asi kızda, onların göremediği ne görmüş olabilirdi? Gerçekten biz mi körüz, yoksa bunun altında başka bir iş mi var diye kendi kendine sordu. Sonra kendini topladı, Ejder’e döndü:

“-Onur sözüne güveniyorum Ejder.Ve törenimizi izleme isteğini kabul ediyorum.Kınjee böyle bir akrabaya sahip olduğu için çok şanslı.”Ayağa kalktı, iki elini havaya kaldırarak komut verdi:

“-Tören başlasın!”

 

                                                       

                                   DARTHVADER

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Ben DarthVader.YenidenDoğan.. Işıkta ölüp karanlıkta yeniden doğdum.Hem efendiyim, hemde köle..hem sıradanım hemde sıradışı. Yolda yürüken yanınızdan geçene iyi bakın, belki benimdir, yada çok yakın bir arkadaşınız..belki sevgiliniz yada oğlunuzumdur kimbilir..sadece unutmayın gölgeler benim daimi mekanımdır. Aydınlıkta karanlıkta birdir benim için, gecenin karanlığında olduğu kadar gündüzün en parlak ışıkları altındada rahatça ilerleyebilirim. O ayırımı yapanlarada sadece gülerim..ne kadar aptal o

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Kategoriler

Arkadaşlarım

uygarradikal
Blogcu Yardım
mesale
haspinar
carmencafe
Aslı Aykaya
isis osiris
violet271
evoironi
araf21
gülnaz hasköy
benyagmurum
koyugri
cupcakes
caelo
serpilsahin
butterfly86
sworntothedark
40ayak
yakamoz1649
rojbinrojanu
blackangels3
violet0808
araftabirkapi
masalvehikaye
bidunyahobi
sokakizi
narcissous
drsaglik
batkan
oral62
oycaptainmycaptain