karanlığın 1001 yüzü

4/11/2009 - EJDERHA GÜNCELERİ:

                                          




YENİDENDOĞUŞ-1.BÖLÜM:

     

 

   Ekim ayının son günü. Saat geceyarısını bulmak üzere. İspinoz Memo’nun ayakçı kahvesindeki berduşlar, sobanın çevresini sarmışlar ısınmaya çalışıyorlardı. Soğuk bir Mardin akşamı, sokaklarda bir Allah’ın kulu yok. İspinoz çay ocağının yanında oturmuş, keyifle sigarasını tüttürüyordu.Sessiz, sakin bir başka akşam daha.Ahh bide şu kopan bacağının ağrısı olmasa.Zamanında kaçak sırasında mayına vermişti bacağını.Allah jandarmadan razı olsun.Onu bulmuşlar, hastaneye yetiştirmişlerdi.Gerçi üç, beş sene yatmıştı içerde, ama bunada şükür.Nicesi gitmiş de geri dönememişti kaçak yüzünden, mayın yüzünden.Üç, beş birikimiylede burayı açmış, namusuyla geçinir gider olmuştu yıllardır.Çay ocağının köşesindeki kuş kafesine baktı sevgiyle.Üç yıl olmuştu sevgili kuşu öleli.Hala almamıştı yerine bir tane daha.Önce karısı göçmüş, ardından da kuşu.Çocuklar çoktan terk edip gitmişlerdi buraları.Kızı ısrar ediyordu, gel İstanbul’a bizim yanımıza diye.Ama bırakamazdı o buraları..Ata toprağıydı nede olsa.Hem altmışını geçmiş, yaşlı ve topal bir adam ne yapardıki o koca kentte?Bir başına, kızının evinde, sığıntı gibi.Yok burada kalacaktı.Kahvesi vardı, iyi kötü dostları vardı.

 

   Dalgın gözlerle yarı boş kahveyi seyretti bir süre. İşler kesattı, bu krizmidir nedir, herkesi vurmuştu. İspinoz’un aklı ermezdi öyle, ekonomik krizmiş, enflasyonmuş neyin. Off çekti içinden.Sonra aman mevlam kurban deyiverdi.Sen bana bakma, bunada şükür yarabim dedi gene içinden.Aç değildi, açıkta değildi, değil mi ama?

 

   Derken gözü aniden kahvenin dip tarafındaki masaya ilişti. Aniden kabasına tekme yemişcesine irkildi. Bismillahir rahmani rahim, sen gözlerime mukayyet ol Allah’ım deyiverdi içinden.Yeminlen o masa biraz önce boştu.Oysa şimdi..şimdi uzun boylu, siyah paltolu bir yabancı sırtını duvara dayamış , sabit bakışlarla onu süzüyordu.

 

   Memo bu adamı önce tanıyamadı. Buralı değildi, orası kesin. Zaten loş olan kahvenin iyice kuytu köşesine çekilmiş, sanki karanlıkla bir olmuş gibiydi. Yüzünü  tam göremiyordu ama bakışlarını üzerinde hissediyordu. İçinin ürperdiğini hissetti. Rabbine içinden dualar okuyarak, hafifçe oturduğu yerden doğruldu, sobanın başında hararetli bir şekilde maç muhabbetine dalmış yeğenine seslendi.

“-Len Musa gelesen burya”

 

   Ona seslenildiğini duyan genç kafasını kaldırdı “He dayı buyur” dedi. Eliyle gelmesini işaret etti.Musa yanına gelince alçak sesle:

“-Yegenim su duvar dibindeki adamı görürsen?”

Musa anlamamış gibi baktı:

“-Hangi adam dayı?”

Ya sabır çekti içinden Memo:

“-Ula gavatın oğli, Fenerbahçe posterinin dibindeki zevatı derim sana”

Musa dayısının gösterdiği tarafa baktı, sonra dayısına döndü:

“-Dayı kimdir bu?Ne zaman girdi kahveye?”

“-Bilmirem” dedi alçak sesle Memo. “Git bah bakem ne istiyi?” Yeğeninin adamı şöyle bir süzüp , ürkmüş gözlerle ona bakması iyice huylandırdı İspinoz’u.O herifte tekin olmayan bişiler vardı. “De get bah sen. Allahın bi garibi işte. Sor bakem, belkim çay neyin ister”dedi.

 

   Esrarengiz yabancı onun hakkında konuşulduğunu anlamış gibi hafifçe sırıttı gölgelerin içinde. Ona doğru çekinerek yaklaşan genci süzdü.Son geldiğinde ufacık bir veletti bu çocuk.Şimdi koca adam olmuştu.Eee nede olsa altı yıl olmuştu.Bakalım İspinoz hatırlayacakmıydı onu?

 

  Musa adama doğru yanastı. “Hoşgelmişsen beyim, varmıdır bir arzun?”

“-Sağolasın delikanlı” dedi gölgelerin içinden esrarengiz yabancı. Kalın, tok bir sesi vardı. Türkçeside oldukça düzgündü. “Dayına söylede bana şööle okkalı bir mırha  yapsın.”Elini cebine soktu, cebinden çıkarttığı şeyi Musa’ya uzattı. Bu kırmızı renkli bir taş parçasıydı. “Bunuda bir zahmet dayına veriver. O anlar ne olduğunu.”

 

“-Olur beyim” dedi Musa. Dayısının yanına gitti.

 

İspinoz Memo merakla bekliyordu yeğenini. “He de bakem,  ne ister bu garib?”

“-Senden güzel bir mırha ister dayı” dedi Musa. Elindeki kırmızı taşı Memo’ya uzattı. Taşı görünce Memo’nun beti, benzi attı. İçten bir besmele çekti Memo, yeğenine döndü “Sen mırhayı hazır ede dur, ben şinci gelerim” dedi. Elini tezgahın altına soktu, ceb telefonun aldı ve dışarı attı kendini. Derin bir nefes aldı, ezberden bildiği bir numarayı aradı. İçinden ne boklara bulaştım ben deyip duruyordu.

 

“-He kurban, benim İspinoz.. evet bu hat temizdir... Kırmızı taş…Biliyonus mu?...Peki ben...tamam.. söölerim..Hadi Allah..” Telefon aniden suratına kapanıverdi. Bir süre öylece durdu kaldı İspinoz Memo. “Gavat oğli gavat” diye küfrü bastı yüksek sesle. “Adamın suratıne telefonmu kapanır ebne?” 

 

    Mırha hazır olunca İspinoz Memo bizzat götürdü o esrarengiz yabancıya. Adam mırhayı almak için uzandığında, yüzünü gördü. Bu esmer, sert yüzlü çekik gözlü yabancıyı hatırlamıştı.Beş..hayır, hayır altı yıl öncede gelmişti buraya.O zaman saçları bu kadar kısa değildi, üstelik sakalı da vardı.Yanında kumral , yeşil gözlü bir adamla beraber buraya gelmişler, birer mırha içmişler, ardından da kalkıp gitmişlerdi. Önceleri bir çift turist sanmıştı onları. Onlar gittikten birkaç saat sonra iki adam gelmişti. Nalet suratlı bir çift kopuk.Memo’ya o iki yabancıyı sormuşlardı.Ertesi gün tekrar gelmişlerdi.Bu kez tavırları daha nazikti.Adamlardan daha genç olanı, ona bir numara vermişti.Eğer bu adamlardan biri tekrar gelecek olursa bu numarayı aramasını söylemişti.İtiraz edememişti İspinoz.Tekin tipler değillerdi, başını belaya sokmayada gerek yoktu. Ve şimdi altı yıl sonra tekrar çıkıp gelmişti işte…

 

Geniş omuzlu iriyarı bir adamdı. Yaşını kestirmek güçtü. Asker havası vardı bu herifte. Derin miydi yoksa başka bir şey mi bilmiyordu. Bilmekte istemiyordu hani. Bulaşmamak en iyisiydi. Ona mırhayı uzattı. Adam tek kelime etmeden mırhayı aldı.

 

   Tam kıvamındaydı. Yıllar olmuştu şöyle adam gibi bir mırha içmeyeli. Birde sigara olsa şimdi..Ama bırakmıştı o nalet şeyi.Bir yıldan fazla olmuştu bırakalı, arada böyle durumlarda canı istiyordu hala.Gölge kafasının içinde kıkırdadı, zaaflar kolay ölmez çırağım.O yüzden burada değilmisin? Bunu tartışmıştık dedi ona. Tek sebeb o değil. Biliyorum, biliyorum dedi Gölge. Önemli olan sen biliyormusun?

Seninle tartışmak istemiyorum dedi ona. Buradayız işte. Yapılması gerekeni yapacağız. Bunu bana sen öğrettin unutma. Gölge bu kez cevap vermedi, sadece o sinir bozucu kıkırdama kafasının içinde çınladı.

 

   Mırhayı iki yudumda bitirdi, yanında getirilmiş suyu içti. Boş fincanı masaya bıraktı ve yavaşça ayaiğa kalktı, ayağının dibindeki sırt çantasını omzuna vurdu.

Sobanın başındaki berduşlar, bu aniden yerden bitmişçesine belirip, yanlarından geçen yabancıyı şaşkın bakışlarla süzdüler.Adam tek kelime etmeden kahveden çıktı gitti.

 

 

      Musa tam adamın peşinden fırlayacaktıki, dayısı onu durdurdu.

“-Naapiyin len?”

“-Dayı , iyide mırhanın parası??”

“-De sekter et , şimdi mırhanın parasını”sinirle bir sigara daha yaktı.Musa merakla dayısını süzdü:

“-Dayı kimdir o herif?Tanırsan?”

“-He” dedi İspinoz Memo. Şimdi tam olarak hatırlıyordu onu. Kim olduğunu..ve anlamıştı niye buraya geldiğini. Ürperdiğini hissetti. “Tanıram, keşke tanımasam ama tanıram.”

“-Ee kim peki?” diye safça soran yeğenine dik dik baktı.Tam küfrü basacaktıki durdu, sevgiyle onun saçını okşadı.Allah yoluna çıkanlara acısın dedi içinden. “Boşver yiğenim.Biri işte..garip adamın biri”

 

 

 

    Ayaz insanın içine işliyordu resmen. Kalın paltosunun yakasını kaldırdı, ellerini cebine sokup yürümeye devam etti. Kahvenin yan tarafındaki sokaktan caddeye çıktı. Köşede durup beklemeye başladı. Fazla bekletmediler onu. Siyah bir araba önünde durdu. Kapıyı açıp, arkaya oturdu. Yaklaşık bir on-onbeş dakika boyunca kentin o meşhur dar sokakları boyunca ilerlediler. Yol boyunca ne şoför onunla, nede o şoförle konuştu. Araç onu dar bir sokağın girişinde bıraktı. Arabadan indi.Sokağa doğru ilerlerken araba hareket edip gözden kayboldu.     Çıkmaz bir sokak. Tam karşısındada kocaman eski yıpranmış bir bina. Eski bir şarap deposuydu burası. Ağır adımlarla binaya doğru yürüdü. Kapı kapalıydı. Hafifçe zorladı, kapı açıldı. Gelişini bekliyorlardı. Kapı gıcırdayarak açıldı, içeri girdi.

                                          DARTHVADER

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

2009-11-05 19:47:20 - esenlikler

Yazan: KITABICADI7007
kurgusı iyi işlenmiş bir öykü. devamını bekliyorum
Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Ben DarthVader.YenidenDoğan.. Işıkta ölüp karanlıkta yeniden doğdum.Hem efendiyim, hemde köle..hem sıradanım hemde sıradışı. Yolda yürüken yanınızdan geçene iyi bakın, belki benimdir, yada çok yakın bir arkadaşınız..belki sevgiliniz yada oğlunuzumdur kimbilir..sadece unutmayın gölgeler benim daimi mekanımdır. Aydınlıkta karanlıkta birdir benim için, gecenin karanlığında olduğu kadar gündüzün en parlak ışıkları altındada rahatça ilerleyebilirim. O ayırımı yapanlarada sadece gülerim..ne kadar aptal o

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Kategoriler

Arkadaşlarım

uygarradikal
Blogcu Yardım
mesale
haspinar
carmencafe
Aslı Aykaya
isis osiris
violet271
evoironi
araf21
gülnaz hasköy
benyagmurum
koyugri
cupcakes
caelo
serpilsahin
butterfly86
sworntothedark
40ayak
yakamoz1649
rojbinrojanu
blackangels3
violet0808
araftabirkapi
masalvehikaye
bidunyahobi
sokakizi
narcissous
drsaglik
batkan
oral62
oycaptainmycaptain