karanlığın 1001 yüzü

19/10/2009 - ÖZ...


"Yendiklerinizle dost olamazsınız"

Cengiz Han

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

19/10/2009 - VE İŞTE DİYORKİ ŞAMAN....



 

   














Kutsal toprağımın ruhu,
Yolculuk günü geldi.
Kalem kirpikli,
Ak bıyıklı,
Bilge akıl hocası,
Güneş ateşi alevli,
İlâhi ateş kokulu
Güneş gibi bey dedeme
Yalvarmak için geldim.
Çirkefi, kötülüğü
Ayın ardına,
Yıldızların üstüne savdım.
Yolculuğa çıkan,
Gezinti yapan
Keskin dilliye
Hiç bir şey söylemeyin
Hareket edip yürümeye başlıyorum.
Kem gözlüden hiçbir şey dilemeyin.
Hangi milletten geldi diye
Hakkımda kötü düşünmeyin.
Benim; genç çocuğunuzun,
Toyuk söyleme, dua etme günü geldi.
Başka yerden gelmiş,
Kaba bir insan
Toyuk söylemeye başlıyor diye,
Dışlama, bey dedem.
Senin en küçük oğlun: Benim,
Şarkı-toyuk söyleme günüm geldi.
Sekiz kenarlı-kıyılı
Ana yurdumun ruhu,
Güneş ablamdan
Güç-kudret isteme günüm geldi.
Sekiz kenarlı-kıyılı
Ana yurdumun
Asıl ruhu,
Zayıf çocuğun için
Yalvarıp yakarmaya başlıyorum.
Ben senin yüksek ensende
Durmak istemeyen
Hastalıklı insan için
Hayır duası etmeye başlıyorum.
Senin üç güzel gümüş çitinden
Görünmez, kötü ruhlar girdikleri için,
Senin gösterdiğin aziz kişin
Hasta olduğundan
Toyuk söylemeye, dua etmeye başlıyorum.
Gelecek te de
Çatal ayaklı insanların
Hastalıklı olmasın diye
Hayır duası etmeye başlıyorum.
Oynak başlı kişin
Sallanmasın diye
Toyuk söylemeye başlıyorum.
Burada güneş ablalarımdan
Güç-kudret vermelerini diliyorum.
Hanım ablamdan
Mutluluğu diliyorum.
Herhangi bir mutluluk
Koparıp vermek için
Mutluluğu diliyorum.
Ben; kara benekli atlı,
Geçidi açmaya başlıyorum.
Çamurlu yolu açmaya başlıyorum.
sisli geçitte
Uçmaya başlıyorum.
Açık geçidini açıver,
Aydınlık geçidi göster,
Mutluluk şarkısını söyleyeyim diye.
Sekiz kenarlı-kıyılı
Ana yurdumun adını söyleyip
Dua etmeye başlıyorum.

Dokuz çoroon (bir ya da üç ayaklı kımız bardağı) kımızdan birinci çoroon dokuz iyi ruha sunulur. Çoroon kendi tarafına eğdirilip ateşe çırpılarak dökülür.)

Temiz ruhlu kişi için
Uygun hayvanı
Sergeye bağlayayım diye
Yalvarıp yakarma günüm geldi.
Uygun olanı
Beyaz ruhun ödülü olsun diye bağladım,
Değerli bir at getirdim.
Taze ruha,
Dört gümüş ruhu
Kılavuz yapmak için yakarmaya başlıyorum.
Uzun kuyrukluyu
Karşıya bağlayarak
Ulumak günüm geldi.
Koyu yeleliyi
Karşıya bağladım.
Bu belâyı niye bağladın diye
Soracak olursanız,
Ölüp yitecek günler geldiğinden,
Temiz ruh için
Yükseğe bağladım.
Gereken hayvanı
İnce ruha fidye olsun diye
At direğine bağladım.
Toyuk söylemeye başladım.
Böylesine bir hayvanı
Bağladım.
Beyaz ruha ödül olsun diye
Doğruca bağladım.
Bu ince ruhun fidyesi için
Sivri uçlu at direğini diktim,
Tören at direğini kurdum,
Yeleli kaşıkları birleştirdim,
Çoroon ımıyayı (yuvarlak kımız bardağı) topladım,
Mataar ımıyıı (ayaksız kımız bardağı) ayırdım,
Kerien kapkacağı sıraladım.
Kötü düşünmeyin.
Kötü düşünceliyi
Ayax-çoroon’un (en büyük kımız bardağı) üstünden içirdim.
Kötü sanmayın.
Düğümlenmiş düşünceliler,
Hepiniz çözülün.
Kötülüğü toplamış düşünceliler,
Toplanmış kötü düşüncenizi
Dağıtın.
Dehşetli nöbet ruhları,
Hepiniz uzaklaşın.
Kara benekli atlı,
Şiddetli nöbet geçiren
Öfke dolu düşüncenizi
Hepiniz bir yana çekin.
Şiddetli nöbet ruhları, hepiniz,
Düğümlenmiş düşüncenizi
Hepiniz çözün,
Yuttuğunuz düşüncelerinizi hepiniz
Kendi tarafınıza alın,
İçinizden kötü düşünmeyin,
Kötü sanmayın
Sizin için
Toyuk söylemeye başlıyorum.
Toyuk söylememin sebebi; Hepinizin
Donan düşünceleri
Çekilsin diye
Toyuk söylemeye başlıyorum.
Kutsal sözlerimi iyi anlasınlar diye
Şarkı-toyuk söylüyorum
Adak olan hayvanımı
Yükseklere bağlayıp,
Keskin düşüncelerini kendi
İçlerine çeksinler diye
Adak veriyorum, keskin düşüncelerini
Kendi içlerine çeksinler diye.
Yalvarıp yakarıyorum, ağlayıp sızlıyorum.
Ağrı-hastalık ruhu
Kötü düşüncesini
Kendine alsın diye
Şarkı-toyuk söylüyorum
Çabuk gelen nöbet ruhu
Düğümlenmiş düşüncesini
Tüylü başlıdan
Çözsün diye
Adak hayvanımı gönderiyorum.
Çözülmesi için yalvarıp yakarmaya başlıyorum.
Kara benekli atımı
Ağır nöbet adına
Kara başlıdan çekilip gitsin diye
Özel bir dua söylüyorum.
İlletli soy adına
Dua söylemeye başlıyorum.
Annenin soyu için
Alaca bulaca, gizli düşüncenizin,
Dehşetli nöbet geçirenlerin
Keskin nöbetlerini
Kendi içlerine çeksinler diye
Uygun hayvanımı
Yükseklere bağlayıp
Yalvarıp yakarmaya başlıyorum.
Bir tek kişi için değil
Annemin soyu için,
Yalnız kişi için değil
Babamın soyu için hayır duası ettim.
Baldırında yıldızlı,
Dizinde lekeli,
Kara benekli,
Seyisin oğlu
Ağır düşüncenizi
Yollama zamanı geldi.
Hay-hat! (Şamanın kurban edilen atı gönderirken söylediği ünlem)
Annenin soyuna götürmeye başlıyoruz, hay-hat!
Aykırı, büyülenmiş düşüncenizi
Savmak zamanı geldi.
Aykırı, büyülenmiş düşünceni
Çitini açıp savmaya başlıyorum, hay-hat!
Pek sıkıntılı düşünceni
Havayla, hay-hat diye göndermeye başlıyorum.
İğrenç, tiksindirici düşüncenin
Şiddetli nöbet geçirenini
Sürüyüp çekiyorum.
Donmuş, kibirli düşüncenizin
Yüksek iniltili olanını
Annenin soyuna döndürmeye başlıyorum
Sakat düşüncenin
İki ayaklıya
Düşkün nöbet olanını
Annenin soyuna gönderme günüm geldi.
Büyük nöbet geçirenin
Geçidini buldurdum.
Annenin soyu kişnedi,
Ulu ülkemi selamladı.
Zehirli, acı düşünceni
Babanın soyu özlemiş.
Annenin soyuna gönderiyorum.
Geçirdiği sert nöbeti
Temiz, beyaz güneşten
Savmaya başlıyorum.
Aykırı, keskin düşünceniz
Kıvranarak çekildi,
Annenin soyuna göndererek dönüp geldim.
Orta dünyadan ayırdım,
Akrabalar getirdim.
Şimdi en küçük oğlun
Çatal ayaklıya
Büyük nöbet geldiğinde
Zehirli, acı düşüncenizi
Ayırın, ey kız, kız, kız!
Serçe parmak kadar küçük oğlunu,
Kendine al, ey kız, kız!
Hilekâr, serseri kızınızın
Dizginini kendinize alıp çekin.
Eğri omurgalı atı,
İnce canın fidyesini getirdim
Eğri çitinizle çevirin!
Kara ruhun karşılığını
Kara benekliyi
Yıkık ahırınıza sokun.
Kara ruhun karşılığını
Hafif canın fidyesini getirip
Enlemesine bağladım.
Beyaz ruhun ödülünü getirip bağladım,
Yeşil ruhun ödülünü,
Değerli hayvanı getirip bağladım.
Bunu gelecek yılın yazını da
Gelip geçirmeme kadar
Açık havada
Havalandırın.
Kapalı havada
Tümüyle delinene kadar havalandırın.
Eğri çitinizle önünü kesin,
Yıkık ahırınıza sokun,
Yeşil otunuz olduğunda yedirin,
Çöl buğdayınız olduğunda verin,
Bu hafif canın fidyesini getirip
Kapalı havada
Tümüyle delinene kadar havalandırın.
İnce otunuz olduğunda,
Nerede sizin ayıbınız
Orta dünyama seyahat edip,
Orta evrene dönüp
Yamaçtan doğan
Ana vatanıma dolanıp geldim.
Kutsal toprağın ruhu,
Başka yere gidip geldi diye
Yabancılaşıp
Kötü sanma.
Aç gözlü nöbet ruhları
Yamaçları gezdim,
Dolanıp geldim.
Dua söyleyip gidilen ana vatanıma
Yamaçları dolaşıp geldim.
Dua edilip gidilen
Kutsal vatanıma gelip,
Yaşayıp gittiğim
Doğduğum vatanıma dolaşıp geldim

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

18/10/2009 - KIZILDERİ ATASÖZLERİ...

Yanlışı gören ve önlemek için elini uzatmayan insan, yanlışı yapan kadar suçludur.
Atasözü, Omaha Kabilesi

Kızılderilinin sahip olduğu topraklarda hiçbir şey beyaz adamı memnun etmedi ve hiçbir şey onun değiştirici elinden kurtulamadı. Nerede kesilip indirilmemiş orman varsa, nerede hayvanlar kuytu köşelerinde dinlenebiliyorsa, nerede yeryüzü dört ayaklılardan mahrum değilse, soluk benizliler oraya “ehlileştirilmemiş yabani arazi” dedi.
Halbuki bize göre yabani, vahşi yer yoktur. Tabiat tehlikeli değil, misafirperverdir; korkutucu değil, arkadaşçadır. Bizim felsefemiz korkudan ve önyargıdan uzak, sağlıklı bir düşünce sistemidir. Bu noktada beyaz adam ve Kızılderili inançları arasında önemli bir fark buluyorum.
Kızılderili inancı, etrafını çevreleyen her şeyle insanın ahengini gözetir; beyazlar ise çevreye tahakkümü esas almıştır.
Kızılderililer aradıkları her şeyi, paylaşma ve sevgide buldu; ama beyazlar aradıklarını korkarak savaşmada buldu.
Biri için dünya güzellik doluydu. Diğeri için öteki dünyaya gidene kadar tahammül edilmesi gereken günah ve çirkinlik dolu bir yerdi; o daima Yaratıcı’ya yarattığı dünyayı değiştirmesi için dua eder, kötüleri cezalandırmasını, dünyaya ışık göndermesini diler. Bu adam bizi anlayamayacaktır.
Bizim yaşlılarımız bilir ki insan tabiattan uzaklaştıkça kalbi sertleşir. Yaşayan varlıklara saygı duymazsanız onlar da kısa bir süre sonra insanoğlunu hesaba katmaz olacaklardır. Bu sebeple biz çocuklarımızı tabiatın yumuşak eline yatkın yetiştiririz.
Ayakta Duran Ayı, Siyu Kabilesi

Biz hepimiz yoksuluz, çünkü şerefliyiz.
Kırmızı Köpek, Siyu Kabilesi

İlk öğretmenimiz kendi kalbimizdir.
Atasözü, (Cheyenne) Çeyen Kabilesi

İlkbaharda usul usul yürü; Toprak Ana hamiledir.
Atasözü, Klowa Kabilesi

Ezelde, yalnızca Yaratıcı vardı. Biz ona Tirawa deriz. Onunla beraber sonsuz bir uzay vardı. Başlangıcı ve sonu olmayan, zamansız, şekilsiz, hayatsız bir boşluk... Her şey, başlangıç, son, zaman, şekil ve hayat Taiowa’nın ölçülemez hafızasındaydı. Neden sonra o sonsuzluk ve sınırsızlık, sonlu ve sınırlı olanı yarattı.
Yaşlı Kurt, Hopi Kabilesi

Yaradılış devam etmektedir.
Atasözü, Siyu Kabilesi



Zamanın başlangıcında bilgi ve hikmet hayvanlarla beraberdi. Yaratıcı Tirowa insanlarla doğrudan doğruya konuşmadı. Kendisinin elçileri olarak hayvanları gönderdi. İnsanoğlu hayvanlardan ve sonra yıldızlardan ve güneşten ve aydan, tabiattaki her şeyden Tirawa’nın varlığını öğrenmeye başladı. Her şey O’nu anlatıyordu.
Letakots Lesa, Pawnee Kabilesi

Aşkı tanıdığında, Yaratıcı’yı da tanırsın!
Atasözü, Fox Kabilesi

Kızılderili ibadet etmeyi sever. Doğumdan ölüme kadar etrafını saran varlıklara hürmetle bakar. Kucağında doğduğu Tabiat Ana’nın zenginliğinin farkındadır, hiçbir köşe ona kıymetsiz görünmez. Yaratıcı, -biz ona Wakan Tanka deriz-, ceza verici bir Yaratıcı değildir. Onunla aramızda hiçbir engel yoktur. Onunla her birimiz karşı karşıyayızdır, bizi duyar, onun bağışlaması gökten dökülen yağmur gibi üzerimize iner. Wakan tanka bizden uzak, ayrı ve daima kötülükleri gözleyen bir Yaratıcı değildir. Hayvanları, kuşları, insanları cezalandırmaz. İyilik kuvvetinin üzerine kötülük kuvvetinin hakim olacağına dair bir korkumuz yoktur; en üstün olan ve hükmünü yürüten kuvvet, iyiliktir.
Ayakta Duran Ayı, Siyu Kabilesi

Bütün güçler Büyük Yaratıcı Wakan Tanka’dan gelir. Şaman’ın hikmeti, tedavi edici gücü, sihir kabiliyeti ondan gelir. İnsan bütün tedavi edici bitkilerin Wakan Tanka tarafından verildiğini ve her birini kutsal olduğunu bilir.
Maza Blaska, Siyu Kabilesi

Kullanılmayan bilgi suistimal edilmiş demektir.
Atasözü Creek Kabilesi

Dünyadaki her şeyin bir nedeni vardır. Her bitki bir hastalığı tedavi etmek için büyür. Ve her insan bir görevle yaratılmıştır. Bu Kızılderilinin varlık teorisidir.
Yaşlı Güvercin, Salish Kabilesi

İyi ilaç tedavi eder. Fkat tedavinin önemli bir kısmı inançtır. Eğer hiçbir şeye inanmıyorsanız, eğer bütün kalbinizle inanmıyorsanız tedavi olmanız çok zordur.
Agnes Cypress, Semiole Kabilesi

Nimet de, külfet de Büyük Ruh’un elindedir. Bazen O’nun külfeti bizi nimetinden daha fazla akıllandırır.
Atasözü, Siyu Kabilesi

On yaşımdayken, bir gün toprağa baktım; ırmaklara, gökyüzüne, etrafımdaki hayvanlara baktım. Bütün bunları yapan büyük bir gücü kavrayamadım. Bu gücü anlamak için can atıyordum. Ağaçlara, çalılara sordum, bana bakıyormuş gibi görünen çiçeklere sordum: “Sizi kim yaptı?” Yosun kaplı taşlara baktım, bazılarının şekli insana benziyordu, onlara sordum. Hiçbiri bana cevap vermedi. Sonra bir rüya gördüm. Rüyamda o küçük yuvarlak taşlardan biri yanıma geldi ve her şeyi yapanın Wakan Tanka olduğunu bildirdi.
O Yaratıcı’ya saygı göstermek için, O’nun eseri olan tabiata saygı göstermem gerekir.
Tatanka Ohitika, Siyu Kabilesi

Biz Wakan Tanka ile konuşuruz, eminiz ki o bizi duyuyor. Açıklamak zor, ama inancımız böyle. Bizim inancımıza göre insan öldükten sonra ruhu yerde veya gökte bir yerdedir. Nasıl, nerede tam açıklayamayız, yalnız kesinlikle biliyoruz ki onun ruhu yaşamaya devam eder. Eğer ruhlar insanlarla konuşabilselerdi, onlar bu dünyadaki arkadaşlarına öldükten sonra kendilerini gösterirlerdi; fakat onlar asla bizimle konuşmaya gelmez. Yalnızca, belki rüyalarımızda konuşur, görüşürüz onlarla. Wakan Tanka ile de öyle. O her yerdedir. Ölen arkadaşlarımızın ruhları gibi onun da sesini duyamayız ama o her yerdedir.
Mato Kuwapi, Siyu Kabilesi

İnsanın gözleri öyle kelimelerle konuşur ki dil onları telaffuz edemez.
Atasözü, Crow Kabilesi

Dostum! Bu mabette sizin çevredeki beyaz adamlara da vaaz verdiğinizi duyduk. Onlar bizim komşularımızdır. Onları tanıyoruz. Bir süre bekleyip sizin vaaz ve duanızın onların üzerinde bir etki gösterip göstermediğini anlayacağız. Eğer onları şimdikinden daha iyi, daha şerefli ve bizi kandırmaktan biraz daha vazgeçmiş olarak bulursak Hıristiyan olmamız konusundaki teklifinizi bir kere daha düşünebiliriz.
Sogoyewatha, Seneca Kabilesi
(Hıristiyan misyonerlere hitabından)

Sadece gerçekleşmesini arzu ettiğim şeyleri istemek için dua etmem, çünkü insan kendisi için en iyinin hangisi olduğunu bildiğini iddia edemez. En iyinin hangisi olduğunu bilen sadece Wakan Tanka’dır, onun arzularına daima boyun eğerim. Bu kolay değildir, bazıları bunu imkansız bulur. Fakat ben duanın gücünü gördüm. Bu yüzden daima Yaratıcı’nın bana, doğru yolu, kendi yolunu izleyebilmeme yarayacak hikmet bahşetmesi için dua ederim.
Şaşkın Karga, Siyu Kabilesi

Aramızda bazı adamlar var; tıpkı beyazlar gibi, doğru yolu bilir görünür, ama karşılık almadan kimseye göstermeye razı olmaz. Onların yoluna inanmıyorum. İnanıyorum ki, her adam doğru yolu kendisi bulur.
Kara Şahin, Sauk Kabilesi

Önce nasıl konuşulacağını öğren, sonra nasıl öğretileceğini öğren.
Atasözü, Nez Perce Kabilesi

Biz kilise istemiyoruz. Bize Tanrı üzerine tartışma etmeyi öğretecekler. Tıpkı Katolikler ve Protestanlar gibi... Biz bunu öğrenmek istemiyoruz. Bazen birbirimizle dünya meseleleri üzerine kavga eder, çekişebiliriz. Fakat asla Tanrı üzerine tartışma yapmayız. Biz bunu öğrenmek istemiyoruz.
Hinmaton Yalatkit, Nez Perce Kabilesi

Bana göre Büyük Ruh kime, nereyi yurt olarak verdiyse onlar orada kalmaktan memnun olmalılar, verdiği yurttan dolayı Yaratıcı’ya şükretmeliler; başka halkları da Büyük Ruh’un onlara verdiği topraklardan sürüp çıkarmak için uğraşmalılar. Beyazlarla olan ilişkilerimizden öğrendiğime göre, onların dininin mühim bir ilkesi “Kendine nasıl davranılmasını istiyorsan, başkalarına da öyle davran” diyor. Sınırlarımızda gezinen yahut toprağımızda yerleşen beyazların yapıp ettiklerine bakarsak, asla böyle düşünmedikleri anlaşılıyor.
Fikrim şudur ki, neyin doğru , neyin yanlış olduğunu karara bağlamak hakkımızı kullanacağız ve doğru olduğuna inandığımız yolda devam edeceğiz.
Eğer Büyük Ruh bizim aynen beyazlar gibi inanmamızı istiyorsa düşüncelerimizi değiştirmek O’nun için pek kolaydır; eğer O isterse beyazlar gibi görür, düşünür, davranırız. Yaratıcı’nın gücü ile hiçbir şeyi mukayese edemeyiz, O’nun gücünü hissediyor, biliyoruz.
Kara Şahin, Sauk Kabilesi

Çocukken annem bana halkımızın efsanelerini öğretti. Güneşin, göğün, ayın, yıldızların, bulutların, fırtınaların hikayelerini öğretti. Bana Büyük Ruh’un önünde diz çöküp dua etmeyi, ondan sağlık, akıl ve şefkat dilemeyi öğretti. Fakat biz başka insanlara asla beddua etmeyiz. Eğer biri ile görülecek hesabımız varsa, onu Büyük Ruh’a havale etmeden kendimiz görürüz. Bize Büyük Ruh’un insanlar arasındaki ufak tefek çekişmelere aldırış etmeyeceği öğretildi.
Goyathlay, (Apache) Apaçi Kabilesi

Zevklerimiz sığdır, dertlerimiz ise derin...
Atasözü, (Cheyenne) Çeyen Kabilesi

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

12/9/2009 - Murat Bardakçı


Azrail Aleyhisselâm'ı, tarih boyunca cellâdlar temsil etti


Tarih boyunca mesleklerin en korkuncu olan cellâdlık, bizim tarihimizde de özel bir yere sahipti. Osmanlı İmparatorluğu'nun resmî bir "cellâd" teşkilâtı vardı ve idamların da suçlara göre ayrı infaz biçimleri bulunurdu. Nam salmış cellâdların başında, 17. asırda yaşamış olan Kara Ali ile yamağı Hammal Ali ve Süleyman Ağa gelirdi.

CELLÂDLIK tarih boyunca mesleklerin en korkuncu, en ürperticisi olarak bilindi. Onlardan herkes ürktü, herkes çekindi ama asırlarca işbaşında kaldılar, sanatlarını icra ettiler.
Bizim tarihimizdeki cellâdlar hakkında çok az araştırma yapıldı, onlarla ilgili çok az şey yazıldı. Yarım asırdan fazla bir zaman önce bir dergide yayınlanmış olan bu yazı da işte onlardan, cellâdları konu alan tek-tük araştırmalardan biri:
"Osmanlı Devleti'nin resmi cellâd teşkilâtı, bir cellâdbaşının idaresinde, sayıları devir devir değişen cellâdlardan meydana gelirdi. Bunların hepsi Kıpti idi ve Bostancıbaşı Ağa'nın emrinde çalışırlardı. İdam emri Bostancıbaşı'ya verilir, o da yerine göre bazen bizzat nezaret ederek hükmü yerine getirirdi. Eğer canı alınacak kişi önemli bir şahıs ise Bostancıbaşı idamda mutlaka bulunur, hükmü 'cellâd yamağı' denen ve maharetine en fazla güvendiği iki cellâda uygulatırdı.
Siyasi mahkûmlar, yağlı kemendle boğulurlardı. Bazısının başı, idamdan sonra "şifre" denen çok keskin ve özel bir usturayla gövdesinden ayrılır, ya bir "ibret taşı"nın üstüne konur, yahut da sarayın şehre açılan büyük kapısının önüne atılırdı. Sabıkalı hırsızlar, özellikle de gece hırsızları, şehrin kalabalık yerlerinde ama genellikle suçu işledikleri semtte ve özellikle de girdikleri evin, dükkânın veya hanın kapısında asılırlardı.
Katiller, işkenceyle öldürülürdü. Askerlerin başları kesilir, cesedleri de ayaklarına taş bağlanarak denize atılırdı.
Mahkûmlara, sakladıkları malların yerini söyletmek için idamlarından önce işkence yapıldığı da olurdu.
İdam edilecek olanlar, haklarında ferman çıkıncaya kadar Bostancıbaşı tarafından tevkif edilirler, buna "bostancıbaşı hapsine verilmek" denirdi. Bu hapisten sağ kurtulanlar çok azdı ve Sadrazam Rauf Paşa, bunlardan biriydi. Paşa'yı idam etmeye karar verip hapse gönderen İkinci Mahmud sonra "O genç ve güzel başa kallâvi kavuk pek güzel yakışıyor,
kıyamam" diyerek kararından vazgeçmiş ve hayatını bağışlamıştı. İşkenceyle idamın ise, üç korkunç şekli vardı: Çengel, çarmıh, kazık... Çengele, genellikle eşkiya ve korsanlar geçirilirdi. Kaptanpaşalar donanmalarıyla Akdeniz'den dönerlerken yanlarında bir miktar "idamlık" korsan da getirirler, bunların bir kısmını limana girmeden önce gemilerinin direklerine astırarak şehirde bir terör havası yaratırlar, geri kalanları da Eminönü'nde kurulu çengele gönderirlerdi.
Çarmıh, eşkiyaya ve casuslara uygulanırdı. Bir çarmıha yüzükoyun sımsıkı bağlanan suçlunun omuz başları ve kaba etleri bıçakla oyulur, buralara iri yağ mumları dikilerek yakılır ve çarmıh bir devenin üzerinde şehrin bir ucundan öteki ucuna kadar gezdirilirdi. Mahkûm can vermezse, o gün öğleden sonra asılırdı.
Kazık cezası ise, yol kesenlere ve korsanlara verilirdi. Elleri ve ayakları bağlanan mahkûm bilek kalınlığında ve gayet sert ağaçtan yapılmış olan yağlı kazığa çakılarak ama "itinayla" oturtulur, omuzlarına çarmıhta olduğu gibi bir çift yağ mumu dikilir ve şehirde dolaştırılırdı.
Osmanlı Tarihi'nde nam salmış cellâdların başında, 17. asırda yaşamış olan Kara Ali'yle yamağı Hammal Ali ve Kara Ali'den sonra cellâdbaşı olan Süleyman gelirdi."

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

9/9/2009 - ATATÜRK’ÜN BÜYÜKLÜĞÜNÜ GÖREMEYEN SIĞ BEYİNLİLERE İTHAF EDİ






































Bu milletvekilliği ayrıcalığını hiç beğenmedim

Atatürk bir sabah florya’dan dolmabahçe sarayina dönüyor. Yesilköy istasyonunun önünden geçerken birdenbire otomobili durduruyor ve basyaver’e:
- sorunuz, tren var mi? Diye emir veriyor.
O sirada tren hemen hareket etmek üzeredir, hep birlikte otomobilden inip yanindakilerle trene biniyor. Karar ani verildigi ve tatbik edildigi için bu trene binis hemen kimsenin nazari dikkatini çekmiyor. Bir müddet sonra, her seyden habersiz olan kondüktör ata’nin bulundugu kompartimana geliyor. Kafileyi görünce çekilmek istiyor. Ata hemen sesleniyor;
- vazifeni yap! (yanindakileri göstererek) bu efendilere niçin bilet sormuyorsun?
Yanindakiler cevap verirler.
- pasam biz mebusuz. Tren bileti almayiz. Parasiz seyehat ederiz.
Ata hayretle:
- bu imtiyazi hiç begenmedim, der. Çok ayip ve acayip bir kaide. Çok güzel halkçilik!

Not..: Şimdiki zamanla kıyaslayın lütfen...

AZINLIKLAR

Başbakan İnönü saat 18.00 sularında Florya Köşkü'nde Atatürk'ü ziyaret etmiş:
- Hayırdır İsmet... Habersiz geldin.
- Paşam, azınlıklar meselesi... Konuyu Meclis'e getireceğiz... Ne diyorsunuz?
- İsmet bugün geç oldu... Yarın sabah erkenden gel, konuşalım.
İnönü çıkınca Atatürk "bütün görevlileri" toplamış:
- Sadece laleler kalsın... Bahçedeki diğer bütün çiçekleri sökün, atın... Derhal.
İsmet Paşa sabah gelmiş, bahçenin "halini" görmüş ve "görevlilere" sormuş:
- Ne oldu böyle?
- Gazi Paşa Hazretleri emrettiler, söktük.
Başbakan İnönü, Cumhurbaşkanı Atatürk'ün odasına girmiş:
- Paşam, bahçenin durumu nedir?
- Azınlıkları söküp attım İsmet.
İnönü "anladım" dercesine başını öne eğmiş:
Atatürk:
- İsmet, ben "Ne Mutlu Türküm Diyene" sözünü boş yere söylemedim... Kendini Türk hisseden herkes bu vatanın öz evladı... Ben hayatta olduğum sürece bu böyle bilinsin... Ve sakın azınlıklar ile ilgili bir kanun çıkarılmasın.

SEN OKUMUŞ SAYILIRSIN

Atatürk'ün Etimesgut Köyü'nde yaşlı bir dostu vardı.Adam eski Rumeli göçmenlerindendi.Atatürk'le pek teklifsiz,senli benli konuşurlardı.
Fidan dikme,Ankara'yı ağaçlandırma ve yeşertme merakı,Atatürk'ü her gün çiftliğe çekiyordu.Toprakların bir bölümünde,türlü denemelere rağmen ağaç tutturulamamıştı.
Atatürk ısrarla,toprağı tahlil ettirip,çeşitli fidanları diktiriyordu.Hiçbiri istenen ve beklenen sonucu vermiyordu.
Atatürk'ün bu işle çok uğraşıp didindiğini ve bu yüzden çok da üzüldüğünü gören Etimesgutlu yaşlı adam, bir gün:
-A be paşam, dedi.Zor işlerden hoşlanırsın,olmayacağı oldurmak istersin ama bu toprak kıraçtır.Fidan tutmaz,niçin bu kadar zorlanırsın?
Atatürk:
-Mademki topraktır,mutlaka tutacak!...diye kestirip attı.
Yaşlı adam:
-Benim demin topraktır dediğime bakma,diye ekledi.Toprak dedimse, söz gelişi söyledim.Burası toprak olsaydı;dediğin doğru olurdu.Fakat bu toprak değil ki...
Her düşünceye saygı duyan Atatürk sordu:
-Ya nedir öyleyse?...
-Kayadır!...
-Amma  yaptın ha? Bunca ziraat mühendisi baktı,topraktır,dediler!...
-Ne dediklerini bilmem. Fakat onlar habire bu toprağın yüzünde dolaşıyorlar.
Oysaki bu ince yüzün alt tarafı ,boydan boya.düpedüz kayalıktır.İnanmazsan kazdır.
Atatürk  bu cahil fakat toprağın dilinden çok iyi anlayan deneyimli adamın sözünü dinledi.Toprağın değişik yerlerini kazdırdı.Nereye kazma vurulduysa,otuz,kırk santim altta yekpare,sert bir kayanın varlığı anlaşıldı.
Atatürk sordu:
-Neden bunu şimdiye kadar bana söylemedin?
-Sen okumuşların sözüne daha çok inanırsın da ondan!...
Atatürk:
-Bu sözüm doğrudur,dedi.Ben okumuşların sözüne daha çok inanırım.Fakat bu yaşa kadar toprakla uğraşan insana da inanırım.Çünkü , bu işte sen de "okumuş sayılırsın!..."

Torpil Nasıl Yapılır?

Yıl 1934, o dönemde Milli Eğitim Bakanlığı Ulus'ta dır. Bakan ise
 Niğdeli Abidin ÖZMEN'dir. Bakan, makamında çalışmaktadır.Kapı çalınır. Bakanın gür sesi:  'Giriniz!' ATATÜRK'ün Yaverlerinden biri, yanında iki çocukla makama girerler. Konuklara yer gösterir ve zarfı acar. ATATÜRK'TEN gelen bir mektuptur bu: 'Bay Abidin OZMEN, Milli Eğitim Bakanı...'Abidin OZMEN zarfı  özenle acar ve mektubu dikkatle okur:'Yaver Bey'le, size iki fakir ve kimsesiz çocuk gönderiyorum. Bu çocukları, uygun göreceğiniz, bir liseye (parasız yatılı olarak) kaydını yaptırın... 'Bu, ATATÜRK'üN bir emridir. Kesinlikle yerine getirilecektir. Bakan OZMEN, Orta öğretim Genel Müdürü'nü çağırtır ve şu direktifi verir:'Yaver Bey'in yanındaki bu iki çocuğun evrakını alınız ve bu çocukların Haydarpaşa Lisesi'ne paralı yatılı olarak  kaydını yaptırıp her ikisi için de üçer yıllık paralı yatılı makbuzlarının 'Veli ve ödeyen hanesine ATATÜRK'üN ismini yazdırarak bana getiriniz. ' der.Bakanın emri yerine getirilmiştir. Abidin OZMEN de kısa bir mektup yazarak Yaver Bey'le ATATÜRK'E yollar.

Mektubun içeriği şöyle: 'Muhterem ATATÜRK, Yaver bey'le göndermiş
 olduğunuz iki çocuk hakkında emirlerinizi aldım. Ancak, arkasında
 Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu ve Cumhurbaşkanı ATATURK gibi biri
 bulunduğu için; bu iki çocuğu fakir ve kimsesiz olarak kabul etmeme, hem yasalarımız, hem de mantığımız izin vermedi.Bu nedenle her iki çocuğun da
 emirleriniz gereği Haydarpaşa Lisesi'ne paralı yatılı olarak
 kayıtlarını yaptırdım. Çocukların üçer yıllık okul taksitlerine ait
 makbuzları ekte takdim ediyorum... ' ATATURK bu mektup üzerine,
 devrin Başbakanı İsmet İnönü'ye telefon ederek: 'Bak Senin Milli
 Eğitim Bakanın bana ne yaptı ' diyerek olayı anlatmış İnönü, Bakan'ı
 adına özür dilemiş. ATATÜRK: 'Yok!' demiş 'özür dileme. çok memnun
 oldum. Keşke her devlet adamı bu medeni cesarete sahip olabilse ve
 doğruyu gösterebilse .'

Bağımsızlık için ölmek

Birgün Müslüman memleketlerinden birinde (Mısır'da) bağımsızlık davası için çalışan liderlerden biri, Mustafa Kemal'i görmeye gelmişti. Kendisine:

-"Bizim hareketin de başına geçmek istemez misiniz?" diye sordu.

Olabilecek şey değildi ama insan yoklamalarını pek seven Mustafa Kemal:

-"Yarım milyonunuz bu uğurda ölür mü?" diye sordu.

Adamcağız yüzüne bakakaldı.

-"Fakat Paşa Hazretleri yarım milyonumuzun ölmesine ne lüzum var? Başımızda siz olacaksınız ya..."

-"Benimle olmaz beyefendi hazretleri, yalnız benimle olmaz. Ne vakit halkınızın yarım milyonu ölmeye karar verirse, o zaman gelip beni ararsınız."

Biz Türk'üz !!!!!
NE MUTLU TÜRK'üm DİYENE !!!!

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Ben DarthVader.YenidenDoğan.. Işıkta ölüp karanlıkta yeniden doğdum.Hem efendiyim, hemde köle..hem sıradanım hemde sıradışı. Yolda yürüken yanınızdan geçene iyi bakın, belki benimdir, yada çok yakın bir arkadaşınız..belki sevgiliniz yada oğlunuzumdur kimbilir..sadece unutmayın gölgeler benim daimi mekanımdır. Aydınlıkta karanlıkta birdir benim için, gecenin karanlığında olduğu kadar gündüzün en parlak ışıkları altındada rahatça ilerleyebilirim. O ayırımı yapanlarada sadece gülerim..ne kadar aptal o

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Kategoriler

Arkadaşlarım

uygarradikal
Blogcu Yardım
mesale
haspinar
carmencafe
Aslı Aykaya
isis osiris
violet271
evoironi
araf21
gülnaz hasköy
benyagmurum
koyugri
cupcakes
caelo
serpilsahin
butterfly86
sworntothedark
40ayak
yakamoz1649
rojbinrojanu
blackangels3
violet0808
araftabirkapi
masalvehikaye
bidunyahobi
sokakizi
narcissous
drsaglik
batkan
oral62
oycaptainmycaptain