30/11/2009 - EJDERHA GÜNCELERİ
Siyahlara bürünmüş birkaç adam geldiler ve ölü muhafızların cesetlerini omuzladılar, yerlerdeki kanı temizlediler. Onlar işlerini bitirince bu sefer üç kadın daha arenaya girdi. Ama onların kıyafetleri muhafızlardan farklıydı. Burkayı andıran uzun siyah çarşaflar giymişlerdi, sadece gözleri görünüyordu. Kadınlar tek sıra halinde Kınjee’nin karşısında diz çöküp oturdular. Önce bir şey olmadı. Sonra kadınların önünde belli belirsiz bir sis bulutu belirdi. Sis bulutu yavaş yavaş şekillenmeye başladı. Sonunda ortaya akreple kurdun çiftleşmesinden doğmuşa benzer iğrenç bir yaratık çıktı.
Narkudd dedi Gölge. Orta dereceden bir ifrit. Sumerler onu Gecelerin Kabusu diye adlandırırlardı. Neden diye sorma gafletinde bulundu Ejder. Nakrudd taze ete bayılır, özellikle yeni doğmuş bebekleri yemeyi sever. Aslında zararsız bir yaratıktır. Zararsız mı diye sordu Gölge’ye. Yeni doğmuş bebekleri yemekten zevk alıyor ama sen onu zararsız buluyorsun.Gölge güldü. Aptal bir yaratık, kontrolü kolay. Vahşi ama aptal. Hareketleri tahmin edilebilir. Buda onu benim gözümde zararız kılıyor. Beslenme alışkanlıklarına gelince. Kesinlikle iğrenç bir damak tadı olduğu kesin. Ama kuzular ya da tavuklarda düşünebilseydi seninde onların gözünde bu şeyden farkın olmazdı çırağım.
Kınjee karşısında duran yaratığı küçümsercesine süzdü. Derin bir nefes aldı ve kendi gölgesini çağırdı.Ciğerlerine çektiği havayı yavaşça dışarı verdi.Mağara sıcaktı, ama onun dışarı verdiği nefes buz gibiydi.Nefesi havada bir süre asılı kaldı, sonra form bulmaya başladı. Kartal başlı ve kanatlı, aslan gövdeli, pençeleri olağandan iri ve sivri, kuyruğu akrebinkine benzeyen bir yaratık havada belirdi ve yavaşça yere kondu.Bir Simurg..Simurg karşısındaki yaratığı süzdü ve meydan okurcasına bir çığlık attı.
Gölgenin o sinir bozucu kıkırdaması tekrar Ejder’in zihninde çınladı. Ne oldu diye sordu. Bacının gölgesi gerçekten çok şakacı bir velet. Sana gösterinin tadını çıkartmanı istediğini söylüyor. Sana özel bir şov yapacakmış.
Nakrudd sinsi bir tıslamayla Simurg’a saldırdı. Ama Simurg ondan hızlıydı. Aniden yerden birkaç metre yukarıya havalandı ve taş gibi hızla ifritin tepesine çöküverdi. İki canavar mağarayı çınlatan çığlık ve tıslamalarıyla birbirlerine girdiler.
Ejder dikkatli gözlerle Kınjee’yi süzüyordu.Taş bir heykel gibi kıpırtısızca oturuyordu. Gölgesinin aldığı her darbe vücudunda bir yara açıyor ama yaralar hızla kapanıyordu.Sabit gözlerle karşısındaki üç kadını süzüyordu.Zorlandığını hissedebiliyordu Ejder.Üçe karşı bir.O üç kadın ondan daha tecrübeli ve daha güçlüydüler.Çağırdıkları ifrit ise vahşi bir öfkeyle dövüşüyordu.Simurgtan daha iri ve güçlüydü.Ama aptaldı.O an anladı Gölge’nin demek istediğini.Simurg bacısının kontrolünde bir kukla değildi.Tıpkı o ve Gölge arasındaki gibi bir bağ vardı aralarında.Karşılıklı güven, saygı ve evet sevgiye dayanan bir bağ.Simurg köle değildi, kendi zekası ve gücü vardı.Oysa ifrit sadece o üç cadının kontrolündeki bir kukladan başka bir şey değildi.
Simurg yavaşça dövüşün kontrolünü almaya başlamıştı.Arada sıkışınca güçlü kanatlarıyla hızla havalanıp Nakrudd’un tepesine çöküyor, güçlü gaga ve pençe darbeleriyle onun kabuğa benzer derisinde derin yaralar açıyordu.Uzun kuyruğu bir kamçı gibiydi, Nakrudd birkaç kez keskin diş ve pençeleriyle kuyruğu kopartmaya çalışsada Simurg’un ejder ateşi-evet arada azda olsa alev püskürtebiliyordu- onu geri kaçırtıyordu.
Ani bir çığlıkla üç kadından biri yere yığılıverdi. Olduğu yerde spazm geçiriyormuşcasına tepinmeye başladı.Tamam dedi Gölge çember bozuldu.Yani?Bak ve ders al çırağım dedi Gölge.Biraz iğrenç olacak gerçi ama seyret.
Nakrudd aniden saldırmayı kesti. Ağır ağır geri çekilmeye başladı.Simurg ani bir saldırıya karşı sinmiş, pençeleri gergin bekliyordu ki aniden ifrit döndü ve kalan iki kadının üstüne atladı.Gölge haklıydı manzara iğrençti.O iki kadının paramparça edilmesi sadece birkaç saniye sürdü.İfrit onu çağıranların kanına bulanmış bir şekilde doğruldu, son bir kez nefret dolu bir çığlık attı ve kayboldu.Geldiği gibi aniden gitmişti. Bitti, kazandımı diye sordu Gölge’ye. Evet sanırım, ama dur dedi ve küfrü basıp bağlantıyı kesverdi.
Kınjee bir süre karşısında duran parçalanmış cesetleri süzdü.Kusmamak için kendini zor tutuyordu.Simurg yavaşça ona sokuldu, bir kedi gibi mırlıyarak yüzünü onun yüzüne sürttü.
O dev gibi boğanın nerden çıktığını kimse anlayamamıştı. Beliriverdi hiçliğin ortasından ve o kadar büyük bir hızla saldırdıki Simurg tepki bile veremedi.Bir boynuz darbesiyle onu en az dört , beş metre ileriye yarı cansız savurtuverdi.Korkunç bir böğürtüyle neye uğradığını anlayamayan Kınjee’ye doğru döndü ve saldırdı.
Kınjee korkunç bir çığlık attı. Sesi adeta havada cisimleşti ve iri bir siyah pantere dönüşüverdi. Panter bir kükremeyle boğanın üstüne saldırdı. Ama boğa ondan daha iri ve güçlüydü. Bir boynuz darbesiyle panteri yana savurtuverdi. İri, kanlı gözlerini Kınjee’ye dikti, başını öne eğdi ve ölüm saldırısı için kaslarını gerip bir lokomotif gibi ona doğru atıldı. Ama hamlesini tamamlayamadı. Beyaz bir yıldırım gibi tepesine çöken dev Sibirya kaplanını beklemiyordu .
Boğa iri ve güçlüydü, ama pençelerini bedenine, dişlerinide ensesine geçiren kaplanda öyle. Bu ağırlığı nerdeyse yarım tonu bulan dev beyaz kaplan kutup ayılarını parçalayıp yiyen bir canavardı. Boğa onun gücüne dayanamazdı. Acı dolu bir böğürtüyle dizlerinin üstüne çöktü, kaplan ani bir silkinişle ensesini parçaladı.Can çekişen boğanın tepesinden indi ve onun ölümünü seyretti.Hayvan ölünce hafifçe kükredi ve Kınjee’nin yanına gitti. Kanayan sağ bacağını yaladı ve geçip önüne oturdu.
Herkes şok olmuştu.Ana tam bir söyleyecektiki, erkeklerin oturduğu bölümden canhıraş bir feryat duyuldu.Adamlardan biri oturduğu yerden kalktı, ellerliye parçalanan boğazını tutuyordu. İki adım attı, hafifçe sallandı ve yere cansız yığılıverdi.
İyi iş dedi Ejder. Önemli değil dedi Gölge. Kagırkhan’ında arada avlanmaya ihtiyacı var. Hazırlan esas şamata şimdi kopacak.
“-Bu ne küstahlık!” diye bağırdı oturduğu yerden kalkarak Cafer. “Sen..” eliyle Ejder’i gösterek. “Sen kimsin ki törene müdahale ediyorsun?Seni kafirin dölü, saygısız köpek!”
“-CAFER!”
Ana’nın sesi Cafer’i susturmaya yetmişti.Öfkeli bir Tanrıça gibi ayağa kalktı.Öfke dolu gözlerle , sakin bir şekilde şarabını yudumlayan Ejder’e döndü:
“-Söz vermiştin. Ejder beyleri sözlerini böyle mi tutar?”
Ejder sakin bir şekilde şarabını bitirdi, elinin tersiyle ağzını sildi, yavaşça doğruldu.Gözlerini direk Ana’nın gözlerinin içine dikerek:
“-Ben kızımı sizlerin şerefsizliğinizden korudum.”Sesi açık bir mezar kadar soğuktu. “ Ya sizler? Daha henüz kızkardeşlik hakkını kazanmamış birinin üstüne bir ustayla mı saldırırsınız? Üstelik ne tesadüf tamda sınavı geçmişken? Bu mu ritueliniz?” Hafifçe güldü “Hiç sanmıyorum. Sana söz verdim ve sözümü tuttum. Törene müdahale etmedim. Söylermisin bir kızkardeşin törenine bir erkek Saıdınn nasıl müdahale edebilir? Tören sırasında ancak ve ancak bir Sayadınna ona saldırabilir. Eğer saldırgan bir kadın olsa karışmazdım.Öleceğini bilsem bile.Çünkü riskleri bilerek buraya çıktı. Beşbin senelik kuralınızı keyfi olarak sırf bu kıskanç öküz” eliyle Cafer’i işaret etti “egosunu tatmin etsin diye mi bozacaksın? Bunun cezası ölümdür ANA. Kafandan olabilirsin.Soyun kurutulabilir.Unutma bu sizin kuralınız benim değil..”
Cafer tam ağzını açacakken Ana onu susturdu. Ejder haklıydı ve o bunu biliyordu. Ejder tahmininden de kurnaz ve zeki çıkmıştı. Çünkü kınjeden bütün kuralları öğrenmişti. Tanrım Cafer nasıl bu kadar budalaca davranmıştı böyle?
“-Sana hakaret etmek istemem Ana. Sana ve halkına saygım sonsuz. Ama dediğim gibi Kınjee benim korumamda. Hile yapıldı ve hileyi yapanlar bunun bedelini ödemeli.”
“-Bu sersem kafirin hala konuşmasına izin mi veriyorsunuz?” diye öfkeyle bağırdı Cafer. “Onu gebertelim. Kalb...”
“-SUS!” diye bağırdı Ana. “Bunu bana bir daha söyletme Cafer. Sus ve otur. Seninde zamanın gelecek.”Ejder’e döndü. “Sözlerin oldukça ağır Ejder. Tehdit içeriyor gibiler.”
“- Sadece görüneni dile getiriyorum Ana. Bu tören artık kirlendi benim gözümde. Ama karar onun tabii. Sadece şunu bilin. Kızımı, bacımı, onun yeteneğini çekemeyen bir avuç salağın merhametine bırakamam.”
“-Bacın bizden biri Ejder.Senin halkından değil.”
“-Gerçekten mi?” diye sordu alaycı bir ses tonu ile. “Ondan mı ona eski dilde Atlı’nın Tohumu denen Kınjee ismini taktınız?”Derin bir nefes aldı “Ana o gelecek. O bizleri, rituellerimizi bir sonraki nesle taşıyacak biri. O bu toprağın insanı. Senin ve benim gibi. Sınavlarınızı geçti. Ona bir şans verin.”
“-Bunu kabul etmiyorum” diye uludu Cafer. “O yozlaşmış tohum gebermeli!”
Ana tam Cafer’e dönüp bir şey diyecektiki Kınjee‘nin çığlığı tüm mağarayı çınlattı:
“-Seni soyu kuruyası lanetli gavat!” Kaplanın omzuna tutunarak güçlükle doğruldu. “ Kardeşin olacak hayvan bana tecavüze kalkıştı ve bende kendimi korurken onu geberttim diye mi tüm tafran? Yoksa sana vermedim diye mi?Allah’ın belası köpek.Seni kendi ellerimle geberteceğim!”
Cafer tam fırlayıp ona atılacakken kaplanın kükremesiyle geri çekildi. Yüzü bembeyaz olmuştu. “Seni ben öldüreceğim piç!Ama bu gün, ama yarın.”Ejder’e döndü. “Ve sen ! Seni kafirin..”Sözünü tamamlayamadı.Suratında patlayan şarap kadehi sözünü boğazına geri tıkıverdi.Kırılan burnunu iki eliyle tutan Cafer ulurcasına bağırdı acıdan.
“-Biliyormusun Cafer Sıddıh, çok konuşuyorsun. Sesin artık kulaklarımı rahatsız etmeye başladı.”Eliyle çenesini sıvazladı.“Aslında o pis, iğrenç suretin beni rahatsız ediyor demek daha doğru. Benimle aynı havayı soluyor olman düşüncesi bile midemi bulandırıyor. Yaşıyor olman benim için tahammülü zor bir durum. Bunu halletmem lazım.” Ana’ya döndü. “Desturun var mı Ana?”Onun tereddütte kaldığını görünce “merak etme. Bu onunla, benim aramda olacak. Kan güdülmeyecek.”
“-Sanırım kabul etmekten başka şansım yok değil mi?”
“-Açıkçası yok Ana.”Ana kabul dercesine başını salladı.
İşine geliyor dedi Gölge. Cafer ona verilen işi yüzüne, gözüne bulaştırdı. Eğer seni yenebilirse ki bu çook düşük bir ihtimal şerefini kurtarmış olacak. Yenilirse ölümü senin elinden olduğundan Ana bundan sorumlu olmayacak. Eee sen hazırmısın peki? Ben hazırım dedi Ejder. Güzeel dedi Gölge.O zaman meydan okumanı yap.Niye ben meydan okuyorum ki?Kurallar çırağım, kurallar.
Cafer yardımcılarının koluna girmesiyle yavasça doğruldu. İri ve güçlü bir adamdı, ama çok tuhaf fiziksel acıya dayanıklı değildi. Acıdan değil çırağım, onu şaşırtan senin tepkin. Böyle bir hamle beklemiyordu senden. Nasıl bir eğitmen bu böyle, diye sordu Gölge’ye. Sen bizim standartlarımıza alışıksın. Cafer Sıddıh bizlerin standartlarına göre değil eğitmen çırak bile olamaz dedi tiksinitiyle. Ve onun gibi sersemler, bu eski ve saygın rituel için insan yetiştiriyor. Ne yazık. Umarım bacın bunu değiştirebilir.
“-Eee Cafer” dedi alaycı bir sesle Ejder. “Burnun nasıl?”Cafer’in cevabı okkalı bir küfür oldu. “Çok ayıp.Hanımlar arasındayız adamım.Annen sana hiç terbiye vermemiş.Hoş senin bir annen olduğundan eminimin ama kaç tane baban olduğundan emin değilim ya.”
Cafer deliye dönmüştü ve tek kelime bile etmeden üstündeki kaftanı çıkarttı, eline tutuşturulan kocaman teberi aldı ve arenaya çıktı. Teberi iki eliyle kavradı, gözlerini kapattı ve alçak sesle bir şeyler mırıldanmaya başladı. Naapıyor diye Gölgeye sordu. Hmmm dedi Gölge. Sanırım vaay bir ŞAHMERAN çağırıyor. Galiba benim oraya gelmem gerekiyor çırağım. Elindeki palalar güçlü, ama bir Şahmeran’ı öldürecek kadar güçlü değil. Buraya geleceksin demek dedi Ejder Gölge’ye. Hangi formda? Umarım ejder formunda değil.Yok merak etme çırağım.Aslında ejder formunda gelmek zevkli olurdu.Alayı donuna ederdi korkudan, ama mağarayı da kafalarına yıkardık o zaman. Ve bu çok nahoş bir şey olurdu.Bizim derdimiz burada bacına saygın bir konum sağlamak.Hakettiği yere gelmesini kolaylaştırmak.Masum kişilerin kanını dökmek değil.Tanrım dedi Ejder yoksa..Evett dedi Gölge.Bu gariban ejderanında biraz eğlenmeye hakkı olsun değil mi?
Ejder Ana’ya döndü:
“-Ana kendi silahlarımı kullanmamın bir sakıncası var mı?”
“-Hayır Ejder beyi, ateşli silahlar hariç istediğin silahı kullanabilirsin.”
Ejder başıyla onu selamladı, yavaşça sırtındaki siyah paltoyu çkartıp katladı oturduğu taburenin üstüne koydu.Elini belinin arkasına attı, kılıfıyla beraber kemerine takılı olan dokuz milimetrelik Glock’u paltonun üstüne koydu.Taburenin yanında duran sırt çantasını aldı.Çantayı açtı ve içinden bir çift eğri pala çıkarttı.Palalar elinde ağır adımlarla arenaya geçti, Cafer’in tam karşısına geçti.
Cafer yüzünde pis bir sırıtmayla onu süzüyordu. Ellerini birden iki yana açtı ve bağırdı:
“Yak’ınnaaa, Samadıyuannr, Dah-lii, El-Cavip, El-ŞHAHMARANNN”
Tuhaf bir sürünme sesi duyuldu ilk başta. Belli belirsiz bir şekil Cafer’in arkasındaki karanlıklarda şekil buluyordu sanki. Sonra ŞahMeran karanlıkardan ayrılarak Cafer’in önüne geçti.
İlginç bir yaratıktı. Belden yukarsı uzun boylu, esmer geniş omuzlu bir erkeğin bedenine, belden aşağısıda kocaman bir yılanın sürünen bir gövdesine sahipti. Plaka zırhla kaplıydı gövdesi. Bir elinde kocaman bir kalkan diğerinde ise, kocaman bir topuz vardı. Güzel yüzü, her türlü anlamdan yoksun olan bu yaratık, Ejder’i donuk bakışlarla süzdü. Tam ona doğru ilerleyecekken durdu. Bir şey onu durdurmuştu.
Ejder önce Şahmeran’ı saklamaya gerek bile görmediği bir ilgi ve korku karışımı bakışlarla süzdü.İnsan hergün bir efsaneyle karşılaşmıyordu nede olsa.Sonra hafifçe önce Ana’yı sonra da Şahmeran’ı selamladı ve palalarını kaldırdı.Tam göğüs hizasında palalarını X şeklinde birleştirdi.Önce bir şey olmadı.Sonra yavaş yavaş palaların kızarmaya başladığını fark etti herkes.Kızarma yerini kan kırmızısı bir ışığa bıraktı.Işık yavaşça palaların çelik kısmından önce balçağa, oradan da Ejder’in bileklerine aktı, sonra tüm bedenini kapladı.Işık o kadar güçlenmiştiki Şahmeran’da dahil herkes elleriyle gözlerini kapatmak zorunda kaldı.Sonra ışık geldiği gibi bitti. Şimdi Ejder’in tam önünde insana benzer bir yaratık duruyordu.
Kesinlikle insana benziyordu, bir kedi ne kadar kaplana benzerse, o da o kadar insana benziyordu. İki metreyi geçiyordu boyu. Mağaradaki sönmeyen ateşin ışığında yeşil-bronz teni sanki cilalıymış gibi parlıyordu. Sırtında parlak siyah bir metalden yapılma, eni bir karıştan daha geniş, kocaman bir kılıç taşıyordu. Geniş omuzları ve iri kasları üstüne giydiği gümüş rengi örgü zırhı patlatacak gibiydi. Yaratık, kel kafalıydı, bıyığı yoktu, dudaklarının kenarlarından aşağı inen sakalları çenesinde birleşiyordu. Sivri kulakları ve granitten oyulmuşa benzeyen sert yüz hatları vardı. Ama onu esas ürkütücü kılan kısmı gözleriydi. Garip bir açlık duygusuyla parlayan bir çift civa rengi küre.
Ejderanın yaydığı güç aurası o kadar yoğunduki , Şahmeran bile saldırmadan önce bir an için duraksadı ve rakibini tıslıyarak dikkatlice süzdü.
Ejderan Şahmeran’ın varlığının farkında değildi sanki, çevresini süzdü, Ejder’e döndü:
“-İlginç bir yer” dedi ona. “Bana Kuntranda Kıtası’ndaki Punth Mağaraları’nı hatırlatıyor.”
Onun konuşuyor olması mağarda bir an için hayret seslerinin yükselmesine sebeb oldu.Tanrım dedi Gölge Ejder’e, bu insanlar hiç mi zeka sahibi başka bir varlık görmemişler?Senin gibisini görmediklerine emin olabilirsin dedi Ejder ekşi bir sesle gölgesine. Hafifçe kıkırdadı Gölge. Sonra Kınjee’ye döndü:
“-Merhaba ufaklık” dedi ona. Ağır adımlarla onun yanına gitti, ama bir gözü hep onu tedirgin bir şekilde izleyen Şahmerandaydı. Eğilip anlından öptü, sevecen bir ifadeyle başını okşadı. “Aslında sana artık ufaklık dememem lazım. Dövüşünü seyrettim. Mükemmeldi. Beni-bizi onurlandırdın. Gölgen iyi, dinleniyor şu an.Sana onu merak etmemeni söylememi rica etti.”
“-Teşekkür ederim ..”tam adını söyleyecekken sustu.
“-Önemli değil kızım.Adımın bilinmesi beni zayıf düşürmez.Şimdi dinlen ve gösterinin tadını çıkart.”
“-Onu öldür baba…”
“-Ben Şahmeranı, Ejder o tipsizi öldürecek, merak etme” dedi Ejderan. Sonra onları şaşkın bakışlarla izleyen kalabalığa döndü:
“-E biri gongu çalsında başlayalım. Yapacak dünya kadar işim var benim. Ben meşgul biriyim de.”
DARTHVADER
|